Canlı Yayın
Dinlediğini Paylaş
Anasayfa Programlar Karagöz ve Hacivat ile Atasözlerimiz Karagöz ve Hacivat ile Atasözlerimiz

Karagöz ve Hacivat ile Atasözlerimiz

                                                                              3.BÖLÜM

                                                                             

                                                                              Off hay hak!

                                                                              Gönül verdik perdeye dost, üzerimizdeki birer post

                                                                              Gel sen de bizi dinle, sözlerimizle serinle

 

Hacivat: Karagöz’üm, ben sana bir şey söyleyeceğim.

Karagöz: Söyle bakalım.

Hacivat: Bilmece bilir misin?

Karagöz: Maşallah!

Hacivat: Efendim?

Karagöz: Maşallah!

Hacivat: Demek bilirsin!

Karagöz: Hem de nasıl…

Hacivat: Yaa!

Karagöz: Yaa! Ne sandın? Bilmece demek ben demek, ben demek bilmece demek. Söyle bilmeceni, al cevabını!

Hacivat: Peki Karagöz’üm, bir tane sorayım.

Karagöz: Sor bakalım.

Hacivat: “Sokakta aldım bir tane, eve geldim bin tane.” Nedir bu, bil bakalım?

Karagöz: Bunu bilmeyecek ne var?

Hacivat: Ne peki?

Karagöz: Tahtakurusu.

Hacivat: Hay kör olmayasıca Karagöz’üm. Tahtakurusu olur mu?

Karagöz: Pekâlâ olur. Sokaktan bir tane kap da evde nasıl çoğalırlar gör.

Hacivat: Gırgırı bırak Karagöz’üm, benim sorduğum bilmecenin cevabı nar.

Karagöz: Sen ol şalı al da başına sar.

Hacivat: Şal değil Karagöz’üm, nar.

Karagöz: Ben ne dedim?

Hacivat: Şal.

Karagöz: Evet Şal dedim. He he… Sen hele bir tane daha sor bakayım.

Hacivat: Efendim,”Çınçınlı hamam, kubbesi tamam, bir gelin aldım, babası imam.”

Karagöz: (Atılır.) Onu bilirim Hacı Cavcav.

Hacivat: Kim?

Karagöz: Mahalle imamının kızı.

Hacivat: Değil Karagöz’üm. Bu benim söylediğim başka bir şey. Canlı değil fakat canlı gibi. Efendime söyleyeyim çalışır.

Karagöz: Hımm… Canlı değil de canlı gibi,  canlı değil, canlı gibi… Bildim Hacivat! Hamam zurnası…

Hacivat: Bilemedin yahu, saat derler buna saat… Hani sen bilmece biliyordun.

Karagöz: Biliyordum ama unutmuşum…

Hacivat: Bir tane daha sorayım mı?

Karagöz: Sor bakalım.

Hacivat: Yer altında kırmızı minare.

Karagöz: Kim bilmez onu yahu?

Hacivat: Neymiş bakalım?

Karagöz: Kırmızı minare işte.

Hacivat: Değil yahu! Bu yenir.

Karagöz: Yenir mi? (Düşünür.) Bilemedim.

Hacivat: Efendim, havuç.

Karagöz: (Hacivat’ı dövmeye başlar.) Sen de tokatları ye avuç avuç!

Hacivat: Dur Karagöz’üm, ne yapıyorsun? Bilemeyince bana patlıyorsun. Bir tane daha soracağım. Bilemezsen karışmam.

Karagöz: Hadi sor, bakalım.

Hacivat: “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk.”

Karagöz: Turşu fıçısı.

Hacivat: Değil efendim.

Karagöz: Fıçı turşusu.

Hacivat: Değil canım.

Karagöz: Lahana turşusu.

Hacivat: Değil gözüm.

Karagöz: Pırasa turşusu.

Hacivat: Değil ciğerim.

Karagöz: O zaman turşuların turşusu.

Hacivat: Değil Karagöz’üm, değil. “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk” diyorum.

Karagöz: Tamam şimdi buldum, hıyar turşusu!

Hacivat: Bak Karagöz’üm. Benim sorduğum bilmece hastalara şifa, dertlilere deva…

Karagöz: Verin şu fakire beş on para sadaka…

Hacivat: Ne oluyor Karagöz’üm?

Karagöz: Ne olacak. Dilenci duası yapıyorsun.

Hacivat: Bana dilenci mi diyorsun, pataklarım ha!

Karagöz: Beni dövdüğün nerde görülmüş?

Hacivat: İşte burada!.. (Kafasına vurur.) 

Karagöz: Bu da sana, çok bilmiş koca kafa!

Hacivat: Bana yumruk ha! Pataklarım seni ta sabaha kada!

Karagöz: Ne sandın sen beni ukala! Al işte bir yumruk geliyor suratına! Pata da küte, pata da küte, he he he!

Hacivat: Ah ah ah, vah vah vah, uf uf uf… Yapma Karagöz’üm yapma! Kabul, fena dayak attın bana…

Karagöz: Gel bakalım. Ben sana bilmece değil de atasözü söyleyeyim, bu dayağı da burada bitireyim.  

Hacivat: Söyle Karagöz’üm, hürmetler ederim.

Karagöz: El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır. Bu ne demek şimdi sen söyle bakalım! Yoksa tokat atarım.

Hacivat: Tamam Karagöz’üm, anladım.

Karagöz: Söyle o zaman.

Hacivat: Şey… Başkasının gücü karşısında boyun eğmek zorunda kalacağını anlayamamış kimse, kendi gücünün herkese boyun eğdireceğini sanır.

Karagöz: Bir daha göstereyim ister misin?

Hacivat: Demir yumruklu Karagöz, ben ettim sen etme.

Karagöz: Dayağını temiz yedin, bence artık sen de dert etme. He he he…

                                                                               -3.Bölüm Sonu-

PAYLAŞ
DEĞERLENDİRİN
YORUMLAR
29 Mayıs 2017 09:54

KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat'la karşılaşır. Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? " Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. " Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek: " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. " Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. " Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. " Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. " Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. " Karagöz çenesini tutar: " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. " Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. " diyen Hacivat paltosunu Karagöz'e verir. Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri takırdamaya başlar. Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. " Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. " Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? " Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto satın alacağım. " Karagöz: " Hacivatım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. " Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. " Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime alacağım der ve birlikte Kürkçü Emin'in dükkanına girerler. Bunlar dükkanda tartışa dursunlar, Kürkçü Emin bir diğer lakabı da tilki Emin: Gençliğinde bir taşla dört kuş vurmuşluğu vardır. Şimdi ise, bir taşla iki kuş vurmanın derdindedir. Sensin der, büyüksün der, zenginsin der ve Hacivat'a iki kürklü palto satar. Paltoların birini Hacivat, diğerini Karagöz giyer. Hacivat, Karagöz ile birlikte yolda giderken, gördüğü bir fakire eski paltosunu verir. İki arkadaş ilk karşılaştıkları yerden geçerken, leyleğin o evin bacasında olmadığını görürler. Hacivat: " Bak Karagözüm, leylek yok, gitmiş. " Karagöz başını kaldırır, etrafına bakınır: " Başka leylekler mi gelmiş? Hani nerede? " Hacivat: " Başka leylek falan yok. Tek leylek vardı, o da gitmiş. " Karagöz: " Ha, şu zamansız gelen leylek. Onun sayesinde kürklü palto sahibi oldum. Şansım açıldı. Bundan sonra beni kimse tutmasın. "


Yanıt:
Güzel düşünceniz ve emeğinizden ötürü teşekkürler. İlgili personele gönderiniz iletilmiştir.
YORUM YAP